Arketip kavramına hemen hemen her alanda rastlamak mümkündür. Analitik psikolojinin “babası” Carl Gustav Jung, bireylerin veya nesnelerin ilk örneklerini betimlerken kullanmıştır bu kelimeyi. Zaten arketip kavramını çözmesiyle Sigmund Freud’un psikanaliz biliminden ayrılmıştır.
Sanatta da arketip, bir şeyin “henüz en yetkin biçimine ulaşmamış ilk örneği” olarak tanımlanır. Özellikle de Jean Dubuffet, Franz Kline gibi isimlerin temsilcisi olduğu, 1920’lerda doğup Soğuk Savaş dönemine damga vuran abstre ekspresyonizm, arketip kavramının en değerli uzantılarından biridir. Jung Felsefesinin egemen olduğu bu akımda arketipler, yalnızca ilk örnek olmayabilir. Onlara göre bazı sonradan gele örnekler de ilk olarak kabul edilebilir.
Arketip kavramına hemen hemen her alanda rastlamak mümkündür. Analitik psikolojinin “babası” Carl Gustav Jung, bireylerin veya nesnelerin ilk örneklerini betimlerken kullanmıştır bu kelimeyi. Zaten arketip kavramını çözmesiyle Sigmund Freud’un psikanaliz biliminden ayrılmıştır.
Bu akıma göre sanatçının doğayı incelemesi ve kendi iç dünyasını ister toplum ister kendisi için anlatması gerekmektedir. Tabii bu akımdakiler biraz fütürist biraz da realistlerdir. Gerçekleri kabullenirler ki böylece geleceklerini iyi bir şekilde anlayıp eser üretebilsinler.
Bireysel spor dallarının en önemli uzantılarından olan tenis, asla bu kadar karmaşık olmadı. Fakat içerisindeki sporcuların sahip olduğu düşünce yapıları ve başarıları kendi arketiplerini doğurdu. Bu arketipler genel geçerde kabul görse de her toprakta başka bir arketip doğdu. Türkiye’nin kadın tenisinde bu tanıma uyan Çağla Büyükakçay, biraz gerçekçi biraz gelecekçi biraz da dışavurumcu. Zira gerçekleri görüp teniste geleceği inşa edebilmek için çalışıyor. Ve hikâyesindealph bu tarz ögeleri barındırıyor.
